EBU HANİFE’YE GÖRE SÜNNETİN KAYNAK SİLSİLESİNDEKİ YER

0
106

Ebu Hanife’ye göre sünnetin kaynaklar silsilesindeki yerini tesbit etmek için onun kaynak
anlayışını özetleyen ve birçok kanaldan rivayet edilmiş bazı ifadelerine bakmak gerekir.

Genel olarak bakıldığında Ebu Hanife’ye göre şöyle bir tertip oluşmuştur. Kitap, sünnet
ihtilafsız Sahabe telakkisi, Sahabe kavli, kıyas, istihsan ve örftür.
Ebu Hanife’nin çağdaşı ve Basra müçtehitlerinden Osman el-Bettî’ye gönderdiği Risale’de
sünneti hidayet olarak anlatmış ve sünnetin konumunu muciz ifadelerle özetlemiştir.
“Hayatım üzerine yemin ederim ki Allah’a uzak olan şeylerde ehli için bir mazeret yoktur.
Keza insanların uydurup icat ettikleri şeylerde (ابتدوا و الناس احدث فيما ) kendisiyle hidayet olunacak bir husus yoktur. Hidayet Kur’an’ın getirdiği, Peygamberin -sallallahu aleyhi vesellem- çağırdığı ve Sahabenin insanlar tefrikaya düşmeden üzerinde bulunduğu yoldur. Bunun dışındakiler ise uydurmadır (Mübteda ve Muhdes).

Ebu Hanife’nin el-Alim ve’l-Müteallim adlı eserde bir soruya verdiği şu cevapta sünnetin
kabulünü anlatmaktadır:
“Allah Rasülünün -sallallahu aleyhi vesellem- söylediği her şey biz işitelim veya işitmeyelim baş göz üstünedir.
Buna iman ettik ve onun, Allah Rasülü’nün söylediği şekilde olduğuna şehadet ederiz.
Bu açıklamalarda Ebu Hanife, Kitap ve sünneti başka bir deyişle Kur’an’ı Allah Rasulü’nün
davetini ve Sahabenin genel telakkisini temel kaynak olarak takdim etmektedir.
Meseleyi özetleyen bir rivayette, Saymeri’nin kendi senedi ile yaptığı rivayettir. “Bulursam
Allah’ın kitabını alırım. Orada bulamazsam Allah Rasülü’nün sünnetini ve nesilden nesile sika ravilerin ellerinde yaygınlık kazanarak ondan gelen sahih a’sar (eserleri) alırım. Allah’ın kitabında ve Rasülüllah’ın sünnetinde bulamazsam Ashabından dilediğimin görüşünü alırım, dilediğimi bırakırım. Sonra onların görüşünü bırakıp başkasının görüşüne gitmem.”
Şârânî’nin el-Mizan’da aktardığına göre Ebu Cafer eş-Şizomeri muttasıl bir senetle Ebu
Hanife’den şunu aktarır: “Önce kitabı sonra sünneti sonra Sahabenin hükümlerini esas alırız.
Sahabenin ittifak ettiği şeylerle amel ederiz. İhtilaf ettiklerinde ise iki mesele arasındaki ortak illet
nedeniyle -mana açıklık kazanıncaya kadar- bir hükmü diğerine kıyas ederiz. (1 – 65)”
Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in eserlerinde zikredilen gerekçelerin bir kısmı bizzat Ebu
Hanife’den aktarılmıştır. Bir kısmının da Ebu Hanife’ye ait olup olmadığına dair bir açıklama
bulunmamaktadır.
Ebu Hanife’nin sünneti esas aldığını gösteren başka açıklamaları da bulunmaktadır. Birkaç
misali şöyledir: Ebu Hanife vitir haricinde hiçbir namazda Kunut okunmayacağını açıklarken Hazreti Peygamber ve ilk halifelerin ve Sahabeden ileri gelenlerin uygulamasını zikretmiştir.
Kusûf namazının keyfiyetini açıklarken Peygamberin -sallallahu aleyhi vesellem- açıktan okumadığını ve dolayısıyla bu namazda kıraatin gizlice olması gerektiğini belirtmektedir. Cenazesi yıkanmayan şehitler üzerine namaz kılınması gerektiğini söyleyen Hazreti Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- Uhud Şehitlerinin namazını kıldığına değinmektedir.
Bu ve benzeri örneklerde Ebu Hanife doğrudan sünnet – Hadise dayandığını belirtmektedir.
İlk dönem öğrencilerinin ve daha sonra yazılan sistematik usul eserinin açıklamaları da bu
doğrultudadır.
Sonuç olarak Ebu Hanife’ye göre içtihadın kaynaklarını genel olarak şöyle sıralamak
mümkündür:

• Kitap
• Maruf Sünnet – Peygamberden gelen hadisler – Asar
• Sahabe ittifakı
• Sahabeden gelen ihtilaflı eserler. Budurumda görüşlerden biri tercih edilir.
• Huccet ve burhana dayalı r’ey (( Kıyas, İstihsan ve diğer usulî mekanizmalar ))
Kitapta zikredilen örnekler, Ebu Hanife ve öğretilerine göre sünnetin kaynaklar sıralamasında 2. derecede yer aldığını bağlayıcılık noktasında sözlü ve ameli (hadis-sünnet) gibi bir ayrımın bulunmadığını göstermektedir.

İsa GÜVENÇ

CEVAP VER