Pencere Sahipleri

0
180

Akşam ezanı yaklaşıyordu. Küçük bir vedanın ardından penceredeki sıcak yastığından ayrılıp abdest almaya gitti. Namazını bitirip duasını ettikten sonra tekrar geçti yerine; penceresine… Bizim Tokatlı Makbule Nineydi o. Akşamla yatsı arası oğlunu bekleme saatiydi…

Arada beni gözler, mahallede top oynarken başka sokaklara girecek olursam sabıka defterime yazardı… Gün olur anam ziyaretine gittiğinde açılırdı o defter. Ben de mahçup mahçup zılgıtı yerdim Anamdan. Sabahları okula gideceğim vakit yine pencerede olurdu Makbule Nine. El sallardı bana hep. Okula giderken ilk mutluluğum onun beni uğurlaması olurdu.

Annem sabahları iki üç lirayı elime tutuşturur yollardı okula beni. Tabi benim kahvaltı menüm belliydi iki poğaça ve bir meyve suyu. Sokakta beni gören Makbule Nine pencereyi açar, tut bakalım diyerek bir mendil yollardı aşağı. O nur gibi beyaz mendilin içinde kağıt beş lira. Gülümseyerek teşekkür ederdim, o da benim tebessümümü gördüğü vakit çocuk gibi sevinir, dua ederdi. O zaman cebimde beş lira daha olması demek, menümde karışık tost artı çikolata demekti…

İyi kadındı o, adı gibi makbûleydi. Dua ederdi hep bana. Pencerenin önünden ayrılmazdı. Kocası öleli seneler olmuştu, bekar oğluyla bir başlarına yaşıyorlardı. Gelen geçen konu komşuya hal hatır sorar, yolu pazara düşen komşuları onun mahzun bakışından eksiği olduğunu anlar, öte berisini alırlardı. Şeker hastasıydı, astımı vardı, pek yürüyemez hemen soluk soluğa kalırdı. Bazen ben top oynarken seslenirdi, kapısına gider aşağı inmesine yardım ederdim. Tabi o dışarıda otururken biz top oynayamazdık… Kızsa da bağırsa da ben nine sevgisini ondan aldım. Aman oğlum oku emi derdi her sözünü bitirişinde…

Yıllar böyle geçti, büyüdük okumak için şehir dışına çıktık, o gün içimde garip bir sızı vardı, üniversite koridorunda yürürken çalan telefonumu tedirgin açtım. Arayan mahalleden bir ağabey idi. Makbule Ninenin vefat haberini verdi… Ben “innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” diyerek istirca getirdikten sonra, ağabey “Makbule Nine sana bir miktar para ayırmış, onu sana göndermem gerek” diye devam etti… Üzüntüyle karışık bir şaşkınlık içinde sadece “pekala” diyebildim. Koridorda durdum pencereye doğru yöneldim sonra. Beni uzaklarda unutmayan, ölmek üzereyken dahi aklına getiren biri vardı demek ki… 

Pencere ona çok yakışırdı. Şimdi pencereye yakışmaya çalışan bendim sanki…

O da umuyorum ki kabir âleminde cennet penceresinden yine bize bakıyordu. O gün onun anısına uzun uzun baktım pencereden, onun halini anlamayı denedim ve işte o vakit pencere sahiplerini unutmamak, onlara daima dua etmek gerektiğini daha iyi anladım…

Emrah TOPCU

Tashih -için- : Mehmet ÖNDER’e teşekkürler…

CEVAP VER