Pencere Sahipleri

0
61

 

Akşam ezanı yaklaşıyordu. Küçük bir vedanın ardından penceredeki sıcak yastığından ayrılıp abdest almaya gitti. Namazını bitirip duasını ettikten sonra tekrar geçti mekanına. Penceresine… Bekledikleri vardı. Bizim Tokatlı Makbule Teyzeydi o. Oğlunu bekleme saatiydi Akşamla Yatsı arası…

Beni de arada gözlerdi. Mahallede top oynarken, başka başka sokaklara girecek gibi olursam defterine yazardı sonra annem ziyaretine geldiğinde açılırdı o defter. Ben de mahçup mahçup zılgıtı yerdim anamdan. Sabahları okula gideceğim vakit yine pencerede olurdu Makbule Teyze. El sallardı bana hep. Okula giderken ilk motivasyonum onun beni uğurlaması olurdu.

Annem babamın cebinden arakladığı iki üç lirayı elime tutuştururdu her sabah. Benim menüm belliydi iki poğaça ve bir meyve suyu. He an olurdu Makbule Teyze el sallamadan bir anda pencereyi açar tut bakalım diye bir mendil yollardı bir bakardım ki içinde beş lira tebessüm eder teşekkür ederdim, o da benim tebessümümü gördüğü vakit çok sevinirdi. O zaman beş lira demek menümde karışık tost artı çikolata demekti…

İyi teyzeydi adı gibi makbûleydi. Dua ederdi hep bana. Pencerenin önünden ayrılmazdı. Kocası öleli seneler olmuş bekar oğluyla yaşıyordu. Gelen geçen konu komşuya hal hatır sorar yolu pazara düşene harçlık verir öte berisini aldırırdı. Şeker hastasıydı, astımı vardı pek yürüyemez hemen soluk soluğa kalırdı. Zaman olur ben top oynarken seslenirdi, gider kapısına kolundan tutar aşağıya indirirdim onu. Bazenler de evin önünde otururdu böylece. Ama o dışarıda otururken biz top oynayamazdık tabi… Kızsa da bağırsa da ben nine sevgisini ondan aldım diyebilirim. “Aman oku oğlum oku emi” derdi sürekli.

Tabi büyüdük, okumak için şehir dışına çıktık derken. Bir telefon geldi koridorda yürürken. Arayan mahalleden arkadaşım idi. Makbule Teyze’nin vefat haberini verdi… İstirca -innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn- ettikten sonra arkadaşım devam etti Makbule Teyze sana bir miktar para ayırmış vefat etmeden evvel onu sana göndermem gerek, diye… Üzüntüyle sevincin arasında hayretle pekala dedim. Koridordan fakültenin penceresine doğru yöneldim sonra. Düşündüm öylece beni uzaklarda düşünen, ölmeden önce dahi aklına getiren biri vardı demek ki…

Pencere ona çok yakışırdı. Şimdi pencereye yakışması gereken bendim. O da umuyorum ki kabir âleminde cennet penceresinden bakıyordu gelip gidene. O gün onun anısına uzun uzun baktım pencereden onun halini anlamayı, düş dünyasına girmeyi denedim ve işte o vakit pencere sahiplerine hürmet etmek gerektiğini daha iyi anlamıştım..

CEVAP VER