Malazgirt Zaferimiz

0
200

 

Şanlı tarihimizde Ağustos ayı içerisinde gerçekleşmiş pek çok zafer olduğundan, bu ay zafer ayı olarak anılmıştır. 26 Ağustos tarihine tekabül eden Malazgirt zaferi de bu ay gerçekleşmiş zaferlerin başında gelmektedir.
Büyük Selçuklular, cihan hâkimiyeti mefkûresinden hareketle futuhâta devam etmiş ve Anadolu’nun fethi için Türk boylarını Doğu Anadolu’ya yerleştirmek gibi sosyolojik bir alt yapı hazırlamışlardır. Dandanakan muharebesiyle Türklere açılan Anadolu hâkimiyeti kapılarının, 1071 Malazgirt zaferi ile bir daha kapanmayacağı anlaşılmış, daha sonra kazanılacak olan Miryokefalon zaferi ile bu durum pekişmiştir.
Dönemin Bizans kralı Roman Diogenes, Doğu’da oluşan ve kendilerini her geçen gün daha yoğun bir şekilde tehdit eden tehlikeyi bertaraf etme adına Anadolu içlerine birtakım seferler düzenlemiştir. Bunlar sonuç vermeyip Selçuklu beyleri tarafından püskürtülünce; Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşan şümullü bir ordu, daha güçlü bir şekilde Selçuklu üzerine yürümek istedi.
Sultan Alparslan’ın ordusu, yaklaşık on katı kadar büyük Bizans ordusunu daha çok ‘hilâl’, ‘pusu’ veya ‘sahte ric’at’ taktiği olarak bilinen savaş taktiğiyle dağıtmıştır. Malazgirt muharebesi, Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur.
Tarihimiz böyle büyük zaferlerle doludur. Geçmişte yapılanlar inşallâh gelecekteki zaferlerin teminatıdır. Yeter ki, muzaffer olmuş büyüklerimizin yolundan şaşmayalım.

Alparslan’nın Malazgirt savaşı sırında beyaz bir at üzerinde askerlerine şu konuşmayı yaptığı rivayet edilir:

“ Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanlar’ın minberlerde bizim için duâ ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya şehid olur cennete giderim. Beni takip etmek isteyenler arkamdan gelsin. Takip etmek istemeyenler diledikleri yere gitsinler! Bugün burada emir veren bir Sultan yok; emredilen bir asker de yok. Bugün ben sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gâziyim. Peşimden gelen ve nefislerini Yüce Allah’a adayanlardan şehid olanlar cennete, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları âhirette ateş, dünyada ise şerefsizlik beklemektedir!

Ey Askerlerim! Eğer şehid olursam, bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Melik-Şâh’ı yerime tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, önümüzde çok hayırlı günler olacaktır. “

( TDV İSAM )

CEVAP VER