Dini Eserlerde Kaynak Metedolojisi Sorunu Ve Yol Açtığı Menfi Durumlar

0
204

 

Modern zamanlarda gerek vaktin bereketsizliği gerekse ilme talip olanların itinasız davranışları okuduğumuz yahut incelediğimiz kaynağa maalesef tam anlamıyla vakıf olamamakla sonuçlanıyor.İş sadece bununla kalmıyor ve bir çok bilgi yetersizliğine sebebiyet veriyor.Bu makalede kaynak metodolojisi ve bilinmemesi halinde yol açacağı durumlardan söz edeceğiz;

Kısaca anlamı ”yöntem bilimi” olan metodoloji belirli bir anlamda kullanılan usuller,yöntemler manasına gelir.Burada bahsimize konu olan ise dini eserlerdeki metodolojidir.Bir diğer söyleyişle dini eserler hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak ve onlardan azami surette istifade etmektir.Bu ise ancak kaynak metodolojisini bilmekle olur.

Günümüzde maalesef bilgiye kolay ulaşmanın bir çok faydasının yanında en büyük zararlarından biri de insanımızda bilgi kirliliği oluşturmasıdır.Bunun yegane sebeplerinden olan usul bilmemek ve okuduğu eserin mahiyetini tanımamak insanımız için menfi bir durumdur.Okumak ve bilgi edinmek adına önümüze yığınla kitaplar koyuluyor ve okuyun deniliyor.Peki nasıl ve hangi yöntemle!

Elbette amacımız -zaten az okuyan insanımızı- kitaplardan soğutmak değil lakin okuduğumuz eserin özelliklerini bilmeden yapılan okuma biçimi sağlıklı bir okuma biçimi değildir.Bunun zararları avam ı bırakın alimlerde bile kendisini gösteriyor.Zira iki türlü okuma biçimi öne çıkıyor;Bir zümre okuduğu her dini eserde ki -özellikle muteber alimlerimizin- rivayetlerin tamamının sahih olduğunu iddia ederek bakıyor,bir diğer zümre ise ulemamızın ilim ahlakı gereği zayıf,uydurma da olsa bir takım senetli rivayetleri aktarmasını sebep göstererek ümmetin muhakkik alimlerini hurafelerle amel etmekle,insanları kuran menhecinden uzaklaştırmakla suçluyorlar.

Şüphesiz bu iki tutumda okunan araştırılan eserlerin vasıflarını tanımamaktan kaynaklanıyor.Bir eserden azami faydalanmanın ve onu doğru anlamanın yegane yolu o eserin müellifinin tanınması,nerede ve hangi sosyal ve siyasi şartlarda yaşadığının bilinmesi ,hangi yıllarda yaşadığı ve eseri hayatının hangi döneminde telif ettiğinin bilinmesi ve eserin içeriğini içindeki rivayetlerin hadis ilmi kriterleri bakımından değerini müellifin hangi konularda uzman olduğu gibi konuları bilmekle olur.Zira bilinmelidir ki bir alim bir ilimde imam başka bir ilimde ise avam olabilir.

Bu iki görüşten birincisinin tehlikesi okuduğu kitapta ki her rivayetin sanki bir tabiat kanunuymuş gibi reddi imkansız görülmesi ve onunla amel edilmesidir.Ülkemizde bir cemaat bu hususta ”din kitaplarında uydurma hadis olmaz” diyecek kadar ileri gitmiştir.Bu en basit ifadesiyle taassubun ve ilimden nasipsizliğin göstergesidir.

İkinci görüşe gelince bu kesimde geçmiş ulemanın eserlerinde,kendilerine kadar ulaşmış senetli rivayetlerin zayıf uydurma sahih demeden hepsine yer vermiş olması sebebiyle ulemaya tan etmekte onların din yolunda harcadığı emekleri hiçe saymakta ve dinimizi bizlere aktaran seleften halefe tüm ulemayı zan altında bırakmaktalar.

Alimlerimizin bilhassa tefsir,tarih,tasavvuf gibi eserlerde rivayetleri hadis usulü kriterleri gözetmeksizin naklettikleri doğrudur.Lakin alimlerin ilimde izlediği yöntem ister tevsik edilmiş olsun ister tazif edilmiş kendilerine gelen her senetli rivayeti nakletmek ve bu sayede ilmi emanete hakkıyla sahip çıkmaktır.Rivayet naklinden sonra hadis formasyonuna sahip olanlar rivayet hakkında müspet yada menfi değerlendirmeler yapmışlar bu formasyona sahip olmayanlar ise kendilerinden önceki alimlere hüsn-i zan ederek rivayeti nakletmekle yetinmişlerdir.Sonra gelen muhaddisler bu rivayetleri hadis usulü kriterleri bakımından ele almışlar ve sahihini zayıfından ayırmışlardır.

Lakin günümüzde okuma ve tahkik faaliyeti bayağı yöntem değiştirdi.İnsanlar çok meşhur hadisçilerin tarihçilerin kitaplarından rivayetler aktarıyor.Bu kaynakları tetkik etme imkanı olmayan avam ise -tetkik etse de sahih mi değil mi anlayamaz- bu rivayetleri direk kabule şayan görüyor.Sorgulamaya ihtiyaç duymadan bu rivayetlerin alınması ise itikadi ve ameli bir çok hataya sebebiyet veriyor.

SONUÇ:

1) Eserlerden istifademizi artırmak için çok derinleme araştırma yapamasak bile müellifin özelliklerini,mutehassıs olduğu ilimleri,eserin mahiyetini,hadis usulu açısından değerini ve rivayetlerin ne kadar güvenilir olduğu gibi konuları gözden ırak tutmayalım ve hangi eser olursa olsun bu bilinçle okuyalım.

2) Hassaten iştigal alanı hadis olmayan tefsir,tarih,tasavvuf alimleri kendilerinden önceki kitaplara iyi niyetle bakarak bu rivayetleri nakletmiş olabilirler. Binaenaleyh gerek tefsir gerekse tarih kitaplarında sahihlerin yanında zayıf,uydurma rivayetler yahut menfi israiliyat olabilir.Bize düşen bu rivayetleri ehliysek tetkik etmek değilse bir muhaddis’e sormaktır.Hiç bir eser bu söylediklerimizden istisna değildir.

3) Yukarıda işaret ettiğimiz gibi alimlerimizin her zaman esas gayesi kendilerine kadar ulaşan senetli rivayetleri,ilmi emanetin gereği olarak kendilerinden sonrakilere aktarmaktır.Hiç bir alim -sahihayn ı dışarda tutarsak – benim eserime aldığım bütün rivayetler sahih diye bir iddiayla yola çıkmamıştır.Bu sebeple ulemaya tan etmek,onları cahillikle suçlamak yerine o eserlerden faydalanmaktan aciz olduğumuz için üzülelim.

4) Bir eserde -ne kadar kıymetli olursa olsun- zayıf hatta uydurma rivayetlerin olması hiç bir şekilde o eserin kıymetini düşürmez.Tadad ettiğimiz meseleler üzerinde hakkıyla tefekkür edilirse bu gerçek ortaya çıkacaktır.

5) Zayıf yahud uydurma rivayet geçen eserin müellifi bunu kendisi uydurmamış ve böyle bir amaç gütmemiştir.Bu sebeple bu mesele dile getirilince bazı mutaassıp çevreler sözgelimi biz İhya’da ki uydurma hadisten bahsedince sanki İmam Gazali bu hadisi uydurmuş demişiz gibi tepki veriyorlar.Eser ne kadar güzel müellifi ne kadar yüce bir insanda olsa bu hataya düşmememiz gerekmektedir.Zira hata insanlar içindir ve peygamberler hariç kimse masum yada hatasız değildir.

6) Bu meseleye dikkat etmezsek hem itikadi ve ameli nokta da bir çok yanlış yapacağımızı ve de bir çok tarihi şahsın hakkına gireceğimizi(yalan haberler ve rivayetleri kabul ederek) unutmamak gerekir.

 

Yazar: Furkan ŞAHİN

CEVAP VER