Ahzab Suresi 33. Ayeti Mütâlaâsı

0
466

Kızlarımızı ve hanımlarımızı, Ahzab Suresi 33. Ayet-i kerimesini Hazreti Sevde Radıyallâhu Anhâ Annemiz gibi anlayıp uygulamaya hidayet eyle Ya Rab!

Burak KIZILDAŞ Hocaefendinin Ahzab Sûresi 33. Ayet-i kerimesi ile ilgili bir mütâlaâsı
Cenâb-ı Hak Ahzâb Sûresinde ezvâc-i tahirata hitaben şöyle buyuruyor:

و قرن في بيوتكن و لا تبرج تبرجن الجا هلية الاولي
“Hem vakarla evinizde durun da daha önceki Cahiliye döneminde olduğu gibi süslenip dışarı çıkmayın (Ahzab suresi 33. ayet)

Mücahid dedi ki : Teberrüc; erkeklerin önünde yürümektir. Kadınlar erkekler arasında yürürdü, işte ayette zemmedilen (açılıp saçılmaları) buydu.

Mukatil bin Hayyan; şalı başına atıp bağlamamak, örtü olduğu halde, boynun görünmesi olarak tanımlamıştır. (İbn Kesir)

Allame İbnu’l-Cevzi der ki;

“Müfessirler, bu ayetin anlamının, vakar ve sükûn ile evlerinde oturmalarının kadınlara emredildiğini, dışarı çıkmaktan yasaklandıklarının belirttiğini söylediler” [Zadu’l-Mesir]

İbni Cerir et-Taberî;

“Ayetin manası; vakar ve sükûnetle evlerinde otursunlar demektir” [Camiü’l-Beyan]

İbni Kesir der ki;

“Yani evlerinde oturmaya devam etsinler, zaruret haricinde çıkmasınlar” [Tefsiru Kur’ani’l-Azim]

Kadı Ebubekir İbnu’l-Arabî der ki;

“Evlerinde sükûn ile otursunlar, oradan başka yere hareket edip çıkmasınlar demektir” [Ahkamu’l-Kur’an]

Kurtubî der ki;

“Âlimlerin ve lugatçilerin bu ayetin manası hakkında sözleri, kadınlara evde durmalarının emredildiğidir Hitap peygamber hanımlarına ise de, başka bütün kadınlar da bu hükme dâhildir. Ayetten maksat; kırıtarak, salınarak yürümek ve güzelliklerini erkeklere göstermektir. Bu bakımdan kadınlar evlerinde oturmalıdır. Dışarı çıkmak ihtiyacı duyarlarsa; süslenmeyi terk ederek tam bir tesettür ile bunu yapmalılar… ” [el Cami Li Ahkami’l-Kur’an]

Suyutî, İbnu Ebi Hatem’den naklederek der ki;

“Allah Azze ve Celle, kadınları dışarı çıkmaktan yasaklıyor ve onların evlerinde karar kılmalarını, cenaze takibi için, mescidler ve Cuma için çıkmamalarını emrediyor” [Durrü’l-Mensur]

Şevkanî der ki;

“Ayette kastedilen, kadınların evlerinde oturmaları ve istikrar etmelerinin emredilmesidir” [Fethu’l-Kadir]

Elmalılı Hamdi Yazır da bu âyetin tefsirini yaparken, burada ezvâc-ı tâhirâta yalnız tesettürün değil, muhaddereliğin yani yabancı erkeklerle bir perde arkasından konuşmalarının da vacip kılındığını ifade etmiş, ardından diğer Müslüman kadınlar hakkında tesettürün vacip olduğunu ancak meşakkat olmaması için perdenin müstehap olduğunu söylemiş ve sonra da şöyle demiştir: “Bütün İslâm kadınlarının da Peygamberin zevcelerinin sîret ve ahlâkını örnek almaları elbette onlar için bir hak ve şereftir, demiştir.

‘Cenab-ı Hak, kadınları bu ayeti kerimede geçen evamire imtisal ve nevahiden içtinap etmeye sevk ederken, günahların temizlenmesini, namus lekesinin ortadan kalkmasını buna illet göstermiiştir.’

(Yani ne zaman evlerinizde oturup, dışarıda dolaşmazsanız o zaman ırzınızı, namusunuzu muhafaza etmiş olursunuz. Yok böyle yapmayıp, evlerinizi bırakıp sokak ve çarşıları kendinize mesken edinirseniz; o zaman bu hareketeniz hem size hem de ailenize zarar getirir. Cemiyet arasında ailenizin namusu hiçe iner. Toplumun yüz karası olursunuz.) (Ebu Suud Tefsiri)

İbni Mesud (radıyallahu anh)’dan nakille, Rasulullah (sallalahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Kadın avrettir. (Dışarı) çıkınca ona şeytan rehber olur.” (Tirmizi)

Kadın avrettir. Dışarı çıkınca, şeytan onu ve ona bakanları yoldan çıkarmak için fırsat kollar. (Tirmizi)

Kadın örtülmesi gerekli olan bir varlıktır. Evden dışarı çıktığında şeytan gözünü ona diker. Kadın için Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin içidir. ( Tirmizî)

Kadınlar, Allah Rasulu (aleyhisselam)a sordular :

Allah yolundaki mücahidlerin ameline yetişebilmek için hangi ameli yapalım?” Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onların bu sorusuna şöyle cevap verdi: “Sizden her kim evinde oturursa, Allah yolunda cihad yapanların ameline (sevabına) yetişir. (İbni Kesir)

“Kadının odasındaki namazı holündeki namazından üstündür. Daha hususi bir bölümde kıldığı namaz ise odasındaki namazından üstündür (Ebû Dâvud)

Sevde Annemiz (radıyallahu anhe) kendisine (nafile) Hacc’a gitmesi teklif edildiğinde, ‘Ben (farz olan) Hac ve Umre’mi yaptım, Rabbim bana evimde oturmamı emrediyor’ dedi ve hakikaten vefat edene kadar evinden çıkmadı. (Tefsirü’l Kurtubi)

Tesettür, kadın dışarı çıkacağı sırada örtünmesi ise; hicab evinde oturup çıkmaması ve çıkacağı esnada kendini tanınmayacak derecede erkeklerden gizlemesidir. (Hicab, İbrahim Midhatzade)

Şu halde, İslam Dini’ni kabul eden ve O’na iman etmiş olan genç kadınların yabancı, yani şer’an aralarında nikah caiz olan erkeklerle han, otel, apartman okul, ders yeri, hükümet daireleri, bağ-bahçe, ziyafet toplantısı, çarşı ve Pazar gibi yerlerde zaruretsiz karışık görüşmeleri şer’an haram ve yasaktır. (İskilipli Atıf Efendi, Şer’i Tesettür)

Tesettür için çarşaf yeterli değildir. Bilakis, erkeklerle karışmamaları, dışarı çıkmamaları gerekir. (Mehmed Zahit Kotku)
Kadınların, evlerinde olmasının hayırlı olduğunun tavsiyesi ile birlikte; evlerinde kalmanın da dini bir vecibe olduğu ulemanın ittifakıdır.

Ümmetin, son asra gelene kadar da uygulaması bu yönde olmuştur :
Kadınlar, kocalarının eşi, evlerinin kadını ve çocuklarının da validesi olduklarından ev vazifeleri ile meşgul olurlar. Çarşıdan bazı gereklileri almak veya dostlarını ziyaret etmek için ancak bir iki ayda bir kere sokağa çıkabilirlerdi. Hatta ekserisi, Kapalıçarşı’nın bile yollarını layıkı ile bilmezlerdi. Eşleri akşamları mahalle kahvesine çıktıktan sonra; vakitleri müsait ise komşuya giderler ve geç olmadan geri gelirlerdi. (Eski Zamanda İstanbul Hayatı, Balıkhane Nazırı)

Zaruri şartlarda sokağa çıkan kadın, sokakların tenha halini kollar, yolun kenarından gider; çarşıya karışmazdı. Çarşının ilk dükkanından, içeri girmeden alacağını ister hemen geri dönerdi.
Alışveriş, kadın işi değildir. Mecbur kalırsa eğer; çarşıya gittiğinde de konuşması kısıtlı olurdu.

Osmanlı son dönemlerinde bile; kadınların sokağa çıkabilmesi kesin şartlara bağlı idi :

Yaşlı kadınlar, tenha sokaklarda peçelerini kaldırabilseler de; gençler için böyle bir şey ahlaken düşünülemezdi.
İki kadın sokakta yan yana yürüyemezdi ki; olur da muhabbete dalıp namahremin dikkatini çekmesinler.

Haftada bir kere hamama, bir de kendilerine ayrılan günlerde mesire yerlerine gitmek, kadınların engel olunamaz hakları idi.. (Batılaşma ya da Batılılaşma)

Kadın; zaruret dışında sokağa çıkamaz. Ebeveyninin veya eşinin izni olsa bile; çarşı-pazar yerlerinde yahut erkeklerle karışma durumu olan yerlere gidemez. Bu durumda izin veren de mesul olur.

Kadının sokağa çıkmasını meşru kılan meseleler :
Kadın, haftada bir kere şehir içindeki anne babasını ziyarete gidebilir. Buna kocası engel olamaz. Zira; burada anne baba hakkı vardır.

Kadın mahkemede şahit ise; şahitlik yapacak başka kimse yoksa çıkabilir.

Ebelik, ölü yıkayıcılık gibi meslek sahibi kadın; kendisinden başka yapacak kimse yoksa çıkabilir.

Kadın, borç ve miras gibi alacağını almak için çıkabilir.

Öğrenmesi gereken dini bir meseleyi, kocası öğretemiyor ise onun tahsili için çıkabilir.

Erkeklerle karışılmayacak bir mecliste, tıp gibi ilimleri okumak için evinden çıkabilir.

Bununla beraber; eşleri yahut mahremleri ile birlikte, eşin veya babanın izni ile şer’an meşru yerlere gidebilirler. Bunda bir sınır yoktur. Lakin; yine de kadının sürekli dışarıda olması hoş değildir.
‘Hatun, genç ve kendi kocasından daha güzel delikanlıları gördüğünde kuvve-i şehvaniyesinin hareket etmediğini kim iddia edebilir.’ (Konyalı Mehmed Vehbi ,Tefsirü’l Kur’an)

Kadınların fıtratlarını muhafaza edebildikleri yegane yer, evleridir. Evlerinden kopan, dışarı ile bağlantısını artıran kadın; fıtratındaki kadınlığı kaybetmeye başlar.

Şer’an meşru bir şekilde sokağa çıkmak gerektiğinde; bu ancak hicab (çarşaf veya bol ferace) ile caizdir.

Kadınlarımızın yanlış anladığı bir durum var; çarşaf sokağa çıkmayı meşru kılmaz. O geçiçi bir siperdir. Sokağa çıkmak icab ettiğinde; bu ancak hicabla caiz olur.

Meşru sebeb olduğu halde; hicab olmadan sokağa çıkan kadın, günahkardır.

Hicabı olup da; meşru sebepler dışında çıkan kadın da böyledir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri’ne sordular ; ‘Kadınlarımız dışarı nasıl çıksınlar ?’

‘Dışarı mı çıkıyorlar; öyleyse bırakın nasıl isterlerse çıksınlar’ demiştir.

Efendi Hazretlerimiz; bu konuda çok titiz davranırlar ve buyururlardı : ‘İstiyorum ki, çarşafınızı bile namahrem görmesin. Elimde olsa; sizleri tünellerden yürütürüm.’

Hazreti Ömer (radıyallahu anh) karısının dışarı çıkmasını istemeyen erkek; ona süslü elbiseler almasın, buyurmuşlardı.
Kadının fıtratında beğenilmek arzusu yatar. Bilhassa, erkekler tarafından beğenilmeye meyilli olan kadınlar; zaruri şartlar dışında, çalışma hayatına yahut ev dışı hayata atıldıklarında, en büyük masrafları ise daha güzel görünmek adına kıyafetleridir.
Bu ise lüzumsuz harcama ve israfla birlikte toplumu her yönden olumsuz yönde etkilemektedir.

‘Erkeğin erkek, kadının da kadın olduğunu hissettiği, birbirini tamamlayan her iki cinsin de, yarışa çıkmayı düşünmedikleri o devirlerde, kadın evinde idi ve mesuttu. Bu hoşnut olarak kabullendiği hayatının mahsulleri ise; yalnız nakışlar, oyalar, tezgahlar değil bütün ailenin mesuliyeti idi.

Erkek işlerinden uzak duran kadın, ailenin direği; evin ihtiyarını gencini, çoluğunu çocuğunu evirip çeviren, yoluna koyan, ayarlayıcı unsur ve nazım unsuru idi.’ (Semiha Ayverdi, Ne idik Ne Olduk)

Avrupa Seyahati’nde bir Batılı tarafından Mehmet Akif’e ‘Kadınlarınızı sokağa çıkarmıyormuşsunuz, öyle mi ?’ diye sorulduğunda verdiği cevap manidardır : ‘Şimdi de eve sokamıyoruz.’

Ümmet’in kurtuluşu, kadınlarımızın yeniden asli vazifesi olan anneliğe ve mekanı olan eve dönüp, ümmetin çekirdek kadrosunda, Allah Rasulu (aleyhisselam)ın davasını sırtlanacak erleri yetiştirmek adına, evini karargah haline getirmesine bağlıdır.
17 yaşında Yemen Valisi Muaz bin Cebel’in, 18’inde Doğu Roma İmparatorluğu’na yollanan ordu komutanı Usame bin Zeyd’in bayraktarı, 21’inde Konstantin Fatihi olan Sultan Mehmed’i yetiştirmeye memur kadınların, evlerine dönmesi elzemdir.

Bizi bundan mahrum etme Ya Rab!!

CEVAP VER